Yılın Son Yazısı Bir Yılın Muhasebesi

2 gün önce 3

Yılın Son Yazısı

Bir Yılın Muhasebesi

Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bırakıyoruz. Her yılın sonunda insan ister istemez dönüp arkasına bakıyor: Ne değişti? Ne öğrendik? Ne olduk? Nereye gidiyoruz?

 

Dün, memleketin sokaklarından, güzel aziz milletimden, sokak kedilerinden kopeklerinden, seslerinden, sorunlarından, acılarından ve çaresizliklerinden döndüm.

 

Değerli okurlarım, dostlar, on gün boyunca gördüklerim içimde ağır bir tortu bıraktı. Acının, haksızlığın ve çaresizliğin bu kadar derinine tanıklık etmek kolay değil.

 

Dert ediyor insan; yarasız, beresiz memleketin derdinden canım çok acıyor.

 

Klavyenin karşısına geçince sanki harfler bile yazacaklarımdan korktu; “Yazma.” der gibiydiler. Ama insan bazen yazmamakla daha büyük bir haksızlık eder: Kendine, inandıklarına, vatanına, milletine, dünyaya…

 

Erozyona uğrayan ya da uğratılan değerlere, daha kıymetli nice şeye. O yüzden yazıyorum. Hoş, yazmasam da kendimi affetmezdim.

 

Bugün ülkede yoksulluk, adaletsizlik, adam kayırma ve keyfi uygulamalar toplumun üzerinde derin bir nefes darlığına yol açmış. Tabiri caizse, her gün biraz daha boyunlarını sıkıp boğuyor.

 

Gazeteciler susturuluyor, seçilmiş belediye başkanları yargı süreci bitmeden tutuklanıyor. Gençler, Anayasa’daki protesto haklarını şiddete bulaşmadan kullandıkları için özgürlüklerinden oluyor. Anayasayı, kanunları kimse takmıyor. Emekli, hayatta kalmak için çırpınıyor; asgari ücretli, açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor.

 

Memlekette varlıklı varlıksız, aslında halkın çoğu fırsat bulsa yurtdışına gitmenin yollarını arıyor.

 

Fikrini söylediği için hapse giren, itiraz ettiği için cezalandırılan binlerce insan özgürlüklerinden ediliyor. Herkesin tarafına göre adalet işliyor. Hapishaneler tıka basa dolu diye af çıkarılıyor. Adi suçlular; hırsızlar, gaspçılar, uyuşturucu satıcıları, kadına şiddet uygulayanlar, arsızlar salıveriliyor. Yetmemiş gibi, “Üzülmeyin, çıkarılmayanlara da müjde var.” deniliyor. Tam tamına yüz yirmi bin adi suçlu milletin arasına karışacak. Şimdi ne katilin, ne hırsızın, ne haydudun, ne de uyuşturucu satanın yaptığından geri kalır mı. Bu suçlularla mücadele eden cefakâr kolluk kuvvetlerimiz ne yapsın, onu kimse bilmiyor.

 

Yöneticiler, “Teröristlerle ve sözcüleriyle koşulsuz barış yapıyoruz.” derken, aslında onlar hem kendi şartlarını hem de daha fazlasını madde madde sunuyorlar.

 

Elbette barış olsun. Ancak bu sürecin toplumsal kabul görmesi, şehit annelerinin ve gazilerimizin rızaları ile mümkün olmalı. Ayrıca, süreç gizli kapaklı yürütülmemeli; halkla beraber ve şeffaf bir şekilde ilerlemelidir. Toplumun sahip cikmadigi hic bir karar uygulama yaşama fırsatı mümkün değildir. Aksi takdirde, bu işin sonu bir önceki barış süreci gibi büyük acılara sebep olma riskini oldukça fazla taşımaktadır.

 

İnşallah barış olur; inşallah bir daha ne Türk’ün ne Kürt’ün anası ağlamaz.

 

Bu aflar ve ardından gelen cezasızlık duygusu, bu ülkeye ve bu millete en büyük tehlikedir ve adalete güveni sarsan en büyük etkendir. Aklı başında olan herkes bunu görüyor.

 

Bunları konuşmayalım diye kamuoyuna suni gündemler sunuluyor. Medyatik isimlerin özel hayatları, uyuşturucu kullanımı, mahremleri ortalığa saçılarak halkın dikkati başka yöne çekiliyor. “Yukarıdaki ülkenin kötü karnesini konuşmayın, bunları konuşun.” diyorlar.

 

Ben ise sosyal demokrat, dünyadaki her haksızlığı dert eden bir insan olarak hatta Papua Yeni Gine’deki Matschie’nin (Huon) ağaç kangurusunun habitat kaybına bile üzülen biri olarak kendi vatanımdaki acıları nasıl yazmam?

 

Ve bütün bunların ortasında kelimeler yine de direniyor; çünkü yazmak hâlâ bir tür tanıklıktır.

 

Yılın sonuna yaklaşırken insanın bitmek bilmeyen istekleri ve hırsları üzerine düşünmeden edemiyorum. İstek doğamızın bir parçası; çocukken masumdur ama büyüdükçe şekil değiştirir. Artık bir oyuncak değil, bir mevki isteriz. Biraz ilgi değil, daha fazla güç isteriz. Derken hayat bir “daha fazla” yarışına dönüşür: daha fazla mal, mülk, güç, yetki, kontrol…

 

Bugün gördüğümüz kuralsızlığın, hoyratlığın, yalanların ve sahte hayatların altında da hep bu hırs yatıyor. “Daha fazla” diyenlerin dünyasında ölçüyü, vicdanı, insanca kalmayı unutuyoruz. Doğruları söyleyenin susturulduğu, aynaya bakanın utanma duygusunu yitirdiği bir ülke yaratmışız.

 

Oysa bazen durup sormak gerekiyor: Üç günlük dünyada neyi, kimin için istiyoruz? Belki de yeni yıla girerken bu soruya dürüstçe yanıt verebilmek, en büyük insanlık devrimi olacaktır.

 

Bu yıl zor geçti; hem de çok. Yeni yıldan adalet, huzur ve vicdan dileyelim. Çünkü belki de en büyük kazanç, istemenin ölçüsünü yitirmeden sevmeyi hatırlamakta gizlidir.

 

İnsan iyi şeyler olmasını ister; bu istek yerinde ve haklıdır. Geçtiğimiz yıl bu hasretle geçti; inşallah yeni yılda temel insani isteklerden mahrum kalmayız.

 

Dostlar yaş aldıkça insan şunu fark ediyor: Geçim sıkıntısı, drama, stres, tartışma istemez. Sıcak bir yuva, huzur, sağlık; etrafında, memleketinde ve dünyada mutlu insanlar ister. Çok da bir şey istememiş olur; yeter ki ölçüyü kaçırmadan.

 

İnsan gibi, insan değerleriyle yaşamak her insanın evrensel hakkıdır.

 

Bu hakların gözetildiği bir dünyada; saygıyla, sevgiyle, sağlıkla, her şeyin ölçüsünde, güzel, huzurlu, sorunsuz bir yıl olsun diliyorum.

 

Şimdilik hoşça kalın. 2026’da görüşmek dileğiyle.

 

 

The post Yılın Son Yazısı Bir Yılın Muhasebesi first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku