Toplumların çürümesi sessiz gerçekleşir. Bir sabah uyandığınızda çürümüş bir toplumla karşılaşmazsınız. Bu süreç yıllar içinde, değerlerin aşınması, vicdanların körelmesi ve insanların gerçek kimlikleri ile görünmek istedikleri kimlikler arasındaki mesafenin giderek büyümesiyle gerçekleşir.
Bugün çevremize baktığımızda ilginç bir tablo görüyoruz.
Dürüstlüğün ne olduğunu hayatı boyunca öğrenememiş insanlar dürüstlük üzerine konuşuyor.
Halkı kandırarak servet sahibi olanlar halk sevgisinden bahsediyor.
İnsanları kullanarak yükselenler çıkarcılığın kötülüğünü anlatıyor.
Dine sadece ihtiyaç duyduğunda sarılanlar, dindarlığın temsilcisi gibi davranıyor.
Onur nedir bilmeyenler onurdan, haysiyet taşımayanlar haysiyetten söz ediyor.
Bir zamanlar utanılacak kabul edilen davranışlar bugün övünç kaynağı haline gelmiş durumda.
Haksız yollarla mal mülk edinenler haramdan bahsediyor.
Yolsuzluklarla zenginleşenler yolsuzlukla mücadele vaat ediyor.
Hayatında adaletli davranmamış olanlar adalet dağıtmaya kalkıyor.
Adam kayırmayı alışkanlık haline getirenler liyakat üzerine nutuk atıyor.
Daha da garibi, bütün bunları söylerken en küçük bir rahatsızlık duymuyorlar.
Çünkü çürümüş toplumlarda vicdan sessizleşir, yüzler kızarmaz, kelimeler anlamını yitirir.
Sözlerin değeri kalmaz.
Sadece görüntüler önem kazanır.
İnsanlar ne olduklarıyla değil, neymiş gibi göründükleriyle değerlendirilir.
Bir yerlere gelebilmek için yıllarca eğilip bükülenler karakter dersleri vermeye başlar.
Güç karşısında sessiz kalanlar cesaret üzerine konuşur.
Hayatında tek bir kitap okumamış olanlar bilgi dağıtır.
Araştırmayan, sorgulamayan, düşünmeyen insanlar her konuda uzman kesilir.
Ve toplum, bu büyük tiyatroyu seyretmeye devam eder.
Aslında sorun sadece iki yüzlü insanlar değildir.
Her dönemde böyle insanlar olmuştur.
Asıl sorun, toplumun bu çelişkileri görmesine rağmen normal karşılamaya başlamasıdır.
Çünkü kötülük sıradanlaştığında, ahlaksızlık alışkanlığa dönüştüğünde ve sahtekârlık başarı hikâyesi olarak anlatıldığında çürüme derinleşir.
Oysa gerçek erdem konuşulmaz, yaşanır.
Gerçek dürüstlük reklama ihtiyaç duymaz.
Gerçek ahlak kürsülerden anlatılmaz.
Gerçek adalet sadece başkaları için değil, insanın kendi çıkarlarına dokunduğunda da savunulabilendir.
Bugün yaşadığımız en büyük sorunlardan biri, erdem sahibi insanların azalması değil; erdem tüccarlarının çoğalmasıdır.
Çünkü bu çağda birçok insan iyi olmak yerine iyi görünmeyi tercih ediyor.
Maskeler çoğalıyor, karakterler kayboluyor.
Ancak tarihin bize öğrettiği önemli bir gerçek vardır:
Yalan uzun süre ayakta kalabilir ama sonsuza kadar yaşayamaz.
Maskeler bir gün mutlaka düşer.
Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar.
Ve o gün geldiğinde insanlar sadece söyledikleriyle değil, yaşadıkları hayatla da hatırlanırlar.
İşte bu yüzden insanın en büyük sermayesi makamı, serveti veya gücü değil; geride bırakacağı temiz bir isim ve lekesiz bir vicdandır.
“Çürümüş toplumların en büyük sorunu, kötülüğün varlığı değil; erdem kisvesine bürünmüş kötülüğün alkışlanmasıdır.”
Dostça selamlarımla,
Kkopuz53@gmail.com
The post Çürümüş bir toplumdan manzaralar first appeared on Hollanda Haberleri.

7 saat önce
17













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·