İslam, insanı arındıran, vicdanı diri tutan ve hayatı disipline eden yüce bir inanç sistemidir. Allah’ın affediciliği bu dinin en büyük rahmet kapısıdır. Ancak bugün bu kapı, bazıları tarafından sistematik bir suistimal aracına dönüştürülmüş durumdadır.
Namaz farzdır, İslam’ın şartları tartışmasızdır. Fakat günahı alışkanlığa çevirip ardından “Nasıl olsa Allah affeder” cümlesine sığınmak, iman değil; bilinçli bir manipülasyondur. Bu yaklaşım, tövbeyi arınma vesilesi olmaktan çıkarıp, günahı sürdürülebilir hale getiren bir lisans mekanizmasına dönüştürüyor.
İnsan hata yapabilir; bu fıtratın parçasıdır. Fakat harama bilerek yürüyüp, bunu bir yaşam tarzına dönüştürüp sonra da rahmeti kalkan gibi kullanmak; tövbe değil, inancı istismar etmektir. Affedilme ümidi, pişmanlığı doğurmak içindir; günahı planlamak için değil.
Bu zihniyetin bedeli bireysel değildir. Her tutarsız “dindar” profil, İslam’ın toplumsal itibarını aşındırır. Toplum dini Kur’an’dan değil, bu çelişkili temsillerden okumaya başlar. Böylece inanç değil, güvensizlik üretilir.
En tehlikelisi ise bu çarpıklığın sıradanlaşmasıdır. “Herkes yapıyor” söylemi, günahı normalleştirir, tövbeyi otomatik refleks haline getirir. Genç kuşaklar İslam’ın derinliğini değil, bu ucuzlatılmış temsil biçimini görerek büyür. Sonuç: Sessiz bir kopuş, yavaş ama kalıcı bir erozyon.
İslam, insanı insan yapan en yüksek ahlaki kodları sunar. Bu din vitrinle değil, tutarlılıkla ayakta durur. Namaz bir başlangıçtır; asıl sınav, namazdan sonraki hayattır.
İslam hatayı örtmek için değil, insanı ayağa kaldırmak için vardır. Allah’ın rahmetini günaha konfor alanı açan bir bahaneye çevirenler şunu bilmeli: Samimiyet yoksa tövbe yoktur, tövbe yoksa dönüşüm de yoktur. Bugün herkes aynaya bakıp kendine şu soruyu sormalıdır: Ben İslam’ı yüceltenlerden miyim, yoksa onu gölgeleyenlerden mi?
The post Rahmeti Bahane Ederek Günahı Meşrulaştıramazsınız first appeared on Hollanda Haberleri.

12 saat önce
5












Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·