Hollanda’da işçi sömürüsüne ilişkin bildirimler bir yılda yüzde 13 arttı. Mağdurlar arasında Türk vatandaşları da var. Ancak asıl düşündürücü olan, yaşananların boyutu kadar, bu vakaların ne kadarının adaletin önüne taşınabildiği.
Bir ülkede işçi sömürüsünün artması elbette düşündürücüdür. Fakat bu sömürüyü ortaya çıkarmak, mağdurları korumak ve sorumluları cezalandırmak konusunda ciddi sorunlar yaşanıyorsa, mesele yalnızca çalışma hayatıyla sınırlı kalmaz; adaletin nasıl işlediği sorusunu da beraberinde getirir.
Hollanda İnsan Ticareti ve Çocuklara Yönelik Cinsel Şiddet Ulusal Raportörü Conny Rijken’in yayımladığı rapor, tam da böyle bir tabloyu ortaya koyuyor. Rapora göre 2025 yılında işçi sömürüsü mağdurlarına ilişkin 401 bildirim yapıldı. Bir önceki yıl 356 olan bu sayı, yüzde 13 arttı. Aynı yıl tüm insan ticareti türlerinde mağdur olarak bildirilen kişilerin sayısı ise 952’ye ulaştı.
İşçi sömürüsü, insan ticareti vakaları arasında cinsel sömürünün ardından ikinci sırada yer aldı. Ancak bildirimlerdeki artış, yaşanan bütün vakaların ortaya çıkarıldığı anlamına gelmiyor. Asıl düşündürücü olan, yetkililere ulaşan vakaların bile ne kadarının sonuçlandırılabildiği.
Sömürünün Görünmeyen Yüzü
İşçi sömürüsüne ilişkin bildirimlerde en dikkat çekici artış, konaklama ve yeme-içme sektörü ile tarım, bahçecilik ve balıkçılık alanlarında görüldü. Restoran, otel ve benzeri işletmelerde mağdur olarak bildirilen çalışanların sayısı bir yılda iki katından fazla artarken, tarım ve balıkçılık sektörlerindeki bildirimler yaklaşık üç katına çıktı.
Bu sektörlerde yaşananları tespit etmek kolay değil. Restoranların mutfakları ve arka bölümleri gibi müşterilerin göremediği alanlarda çalışanların koşullarını denetlemek güçleşiyor. Gece denetimlerinin sınırlı olması da sorunların ortaya çıkarılmasını zorlaştırıyor. Tarım sektöründe ise çalışanların yerleşim yerlerinden uzakta bulunması, işverenlerin uygulamalarının takip edilmesini güçleştiriyor.
Uzun çalışma saatleri, ödenmeyen ücretler, baskı ve tehditler raporda öne çıkan sorunlar arasında yer alıyor. Oysa bir insanın emeğinin karşılığını alamaması, yalnızca ekonomik bir kayıp değildir. Geçimini sağlamak için mecbur bırakıldığı koşullar, zamanla haklarını savunma imkânını da elinden alabilir.
Elbette her düşük ücret veya fazla mesai ihlali doğrudan insan ticareti anlamına gelmez. Ancak tehdit, şiddet, aldatma veya baskı yoluyla kişilerin insanlık dışı koşullarda çalıştırılması, olayın niteliğine göre insan ticareti ve işçi sömürüsü kapsamında değerlendirilebilir. Dolayısıyla mesele yalnızca ücretleri ve çalışma saatlerini denetlemek değil, insanın emeğiyle birlikte haklarını da korumaktır.
Mağdurlar Arasında Türkler de Var
Raporda, yabancı uyruklu çalışanların işçi sömürüsü bildirimlerinde önemli bir yer tuttuğu belirtiliyor. Konaklama ve yeme-içme sektöründe mağdur olarak bildirilen kişiler arasında Bangladeş, Türkiye ve Suriye vatandaşları öne çıkıyor. Tarım, ormancılık ve balıkçılık alanlarında ise en fazla bildirim Romanya vatandaşları hakkında yapılıyor; onları Polonya vatandaşları izliyor.
Genel verilerde Polonya, Romanya ve İspanya vatandaşları da öne çıkarken, bildirilen mağdurların çoğunluğunun erkek olduğu kaydediliyor. Bu istatistikler, söz konusu ülkelerden gelen bütün çalışanların sömürüye maruz kaldığı anlamına gelmiyor; yalnızca yetkililere bildirilen vakaları yansıtıyor.
Ancak yabancı çalışanların karşılaştığı güçlükleri görmezden gelemeyiz. Dil engeli, haklarını yeterince bilmemek, gelirini kaybetme korkusu veya işverene ekonomik açıdan bağımlı olmak, kötü çalışma koşullarına karşı ses çıkarmalarını zorlaştırabiliyor. İnsan bazen hakkını bilmediği için değil, hakkını aradığında elindekini de kaybetmekten korktuğu için susuyor.
Türk vatandaşlarının da mağdurlar arasında yer alması, bu meselenin bizim açımızdan ayrıca önem taşıdığını gösteriyor. Yurt dışında çalışmak, daha iyi bir hayat kurmak ve ailesine destek olmak isteyen insanların emeklerinin istismar edilmesi kabul edilemez. İnsan hangi ülkeden gelirse gelsin, hangi dili konuşursa konuşsun, emeğinin karşılığını alma ve insan onuruna yakışır koşullarda çalışma hakkına sahiptir.
57 Soruşturma, Dokuz Şüpheli
Hollanda İş Müfettişliği, 2025 yılında insan ticaretine ilişkin 308 ihbar ve belirti aldı. Bunların 128’i resmî bildirim olarak kaydedildi. Aynı yıl işçi sömürüsüyle ilgili 57 adli soruşturma başlatıldı. Ancak yalnızca 10 dosya savcılığa gönderildi ve işçi sömürüsü suçlamasıyla hâkim karşısına çıkan şüpheli sayısı dokuzda kaldı.
Bu tablo şu soruyu gündeme getiriyor: Bildirimler artarken adalet süreci neden aynı ölçüde ilerleyemiyor?
Ulusal Raportör Conny Rijken, bu durumu ceza hukukunun işçi sömürüsüyle mücadelede yeterince etkili kullanılmadığının bir işareti olarak değerlendiriyor. Savcılık ise soruşturmaların karmaşık olduğunu ve dava açılabilmesi için yeterli delil gerektiğini belirtiyor.
İş Müfettişliği, işçi sömürüsü kanıtlanamasa bile bazı olaylarda dolandırıcılık veya kara para aklama gibi suçlardan işlem yapılabildiğini açıklıyor. Ancak Rijken’e göre para cezaları tek başına yeterli caydırıcılık sağlamayabilir. Üstelik işverene ödenmeyen ücretler nedeniyle ceza verilmesi, çalışanın otomatik olarak insan ticareti mağduru kabul edilmesini sağlamıyor. Bu da mağdurların gerekli korumaya erişmesini zorlaştırabiliyor.
Arnhem’de bir Hint restoranındaki çalışanları sömürmekle suçlanan iki kişinin, Amsterdam’da ise bir kadını sömürmek ve kötü muamelede bulunmakla suçlanan iki kadının davaları gündeme geldi. Amsterdam’daki davada savcılık uzun süreli hapis cezaları talep etti. Ancak her iki dosyada da suçlamalar kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sabit değil.
Emeği Korumak, İnsanı Korumaktır
Hollanda’da 2025 yılında insan ticareti mağdurlarına ilişkin bildirimlerin 952’ye ulaşması ve işçi sömürüsü bildirimlerinin artması, denetimlerin ve mağdur koruma mekanizmalarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Özellikle yabancı çalışanların yoğun olduğu sektörlerde çalışma koşullarının daha etkili denetlenmesi, şikâyetlerin dikkatle incelenmesi ve sorumluların hesap vermesini sağlayacak süreçlerin güçlendirilmesi gerekiyor.
Çünkü bir ülkede çalışma hayatının güvenilirliği yalnızca ekonomik büyüklüklerle veya istihdam rakamlarıyla ölçülemez. Çalışan insanın hakkını arayıp arayamadığı, korkmadan şikâyette bulunup bulunamadığı ve uğradığı haksızlık karşısında korunup korunmadığı da en az bunlar kadar önemlidir.
İşçi sömürüsüyle mücadele yalnızca müfettişlerin, savcıların veya mahkemelerin sorumluluğu değildir. İşverenlerin hukuka bağlılığı, kurumların kararlılığı ve toplumun duyarlılığı da bu mücadelenin ayrılmaz parçalarıdır. Özellikle yabancı çalışanların haklarını öğrenebilecekleri, güvenle başvurabilecekleri ve şikâyetleri nedeniyle daha fazla mağdur edilmeyecekleri bir sistem kurulmalıdır.
Unutmamak gerekir ki her bildirimin arkasında bir insan, her soruşturmanın ardında yaşanmış bir mağduriyet ihtimali vardır. Rakamlar bize sorunun büyüklüğünü gösterir; ancak o rakamların ardındaki insanların neler yaşadığını tek başına anlatamaz.
Bir insanın emeği sömürülüyor, hakkı yeniyor ve korku içinde çalıştırılıyorsa mesele yalnızca iş hukuku değil, insan onurudur. Adaletin gerçek ölçüsü ise kaç soruşturma açıldığı değil, hakkı yenilen insanın ne ölçüde korunabildiği ve haksızlığı yapanın ne ölçüde hesap verebildiğidir. Çünkü emeğin karşılığını bulmadığı yerde yalnızca işçi değil, adalete duyulan güven de sömürülür.
Muhabbetlerimle,Hollanda’da işçi sömürüsü! Türkler de mağdur yazısı ilk önce Ufuk Media üzerinde ortaya çıktı.