Kış gelir gelmez ilk isyan eden organımız ellerimiz olur. Soğuk, rüzgâr, su, sabun… Hepsi birleşir ve avuç içlerimizde, parmak aralarımızda küçük ama can yakıcı çatlaklar açılır. El çatlakları sadece bir cilt sorunu değildir aslında; modern hayatın, hızın ve ihmalin sessiz birer tanığıdır.
Düşünün, gün içinde kaç kez ellerimizi yıkıyoruz? Hijyen çağındayız; kapı koluna dokunur dokunmaz lavaboya koşuyoruz. Sabunlar köpürüyor, dezenfektanlar yakıyor. Temizlik içimizi rahatlatıyor belki ama ellerimiz her yıkamada biraz daha kuruyor, biraz daha savunmasız kalıyor. Sonra akşam eve geldiğimizde fark ediyoruz o ince sızıyı. Küçük bir çatlak, ama dokunduğunuzda tüm günün yorgunluğunu hatırlatıyor.
El çatlakları bana hep şunu düşündürür!!! Kendimize ne kadar sert davranıyoruz. Sürekli üretmemiz, yetişmemiz, temizlememiz, kontrol etmemiz gerekiyor. Ellerimiz bu temponun tam ortasında. Çalışıyorlar, taşıyorlar, siliyorlar, yazıyorlar. Ama iş onları korumaya gelince çoğu zaman “sonra sürerim kremi” deyip geçiyoruz. O “sonra” da genelde hiç gelmiyor.
Bir de işin duygusal tarafı var. Eller temas demektir. Tokalaşmak, sarılmak, birini teselli etmek… Çatlamış eller bazen bu temaslardan kaçınmamıza neden olur. Acır, utanırız. Elimizi cebimize sokarız, geri çekeriz. Belki de bu yüzden el çatlakları biraz da içimize kapanmanın simgesi gibi gelir bana. Hayat sertleştikçe, biz de kabuk bağlıyoruz. Ama kabuk bağlayan her şey gibi, bir yerden sonra çatlıyoruz.
Çözümü elbette var. Nemlendirici sürmek, eldiven kullanmak, suyla teması azaltmak… Bunlar bilinen şeyler. Ama asıl mesele fark etmekte. Ellerimize bakmakta. O küçük çatlakları görüp “ben yorulmuşum” diyebilmekte. Kendimize biraz daha yumuşak davranmakta.
Belki de el çatlaklarını sadece bir cilt problemi olarak değil, küçük bir uyarı levhası olarak görmeliyiz. “Dur,” diyorlar sanki, “biraz yavaşla.” Hayatın sertliğine karşı kendini koru. Çünkü çatlayan sadece deri değil; bazen sabrımız, bazen şefkatimiz, bazen de kendimize gösterdiğimiz özen oluyor.
Kısacası, el çatlakları bize durup kendimize daha iyi bakmamız gerektiğini hatırlatır. Ellerimizi korumak, aslında hayatın sertliğine karşı kendimizi korumaktır.
Mutlu kalın, huzurlu kalın ve hoşcakalın…..
Zeliha Arıkan
The post Ellerimiz Neden Bu Kadar Kırgın? first appeared on Hollanda Haberleri.

1 hafta önce
4













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·