Araştırma Dünyanın En Büyük Kanser Kongresinde Sunuldu
Çalışma, University College London öncülüğünde yürütüldü ve sonuçları ABD'nin Chicago kentinde düzenlenen dünyanın en büyük kanser konferanslarından biri olan Amerikan Klinik Onkoloji Derneği Yıllık Toplantısı kapsamında açıklandı.
Araştırmaya Birleşik Krallık, Norveç, İsveç, Avustralya, Yeni Zelanda ve Tayland'dan, yaşları 40 ile 60 arasında değişen 4 binden fazla kadın katıldı. Katılımcıların tamamı, meme kanserinin en yaygın türü olan hormon pozitif meme kanseri tanısı almıştı.
Test, Kanserin Tekrarlama Riskini Ölçüyor
Araştırmada kullanılan Prosigna adlı genetik test, tümör dokusundaki 50 farklı geni analiz ederek hastalığın yeniden ortaya çıkma riskini hesaplıyor.
Çalışma kapsamında hastalar iki gruba ayrıldı. Bir grup standart uygulama olarak kemoterapi ve hormon tedavisi alırken, diğer grupta tedavi kararı Prosigna testinin sonuçlarına göre verildi.
Yüksek risk grubundaki hastalara hem kemoterapi hem de hormon tedavisi uygulanırken, düşük risk grubundaki hastalar yalnızca hormon tedavisi gördü.
Sonuçlar Birbirine Çok Yakın Çıktı
Araştırmanın sonuçlarına göre, kemoterapi alan hastaların yaklaşık yüzde 95'i beş yıl sonunda hem hayatta kaldı hem de kanser tekrarı yaşamadı.
Kemoterapi almayan düşük risk grubunda ise bu oran yaklaşık yüzde 94 olarak belirlendi.
Araştırmacılar, iki grup arasındaki farkın oldukça sınırlı olması nedeniyle düşük riskli hastaların önemli bir bölümünün kemoterapi almadan da başarılı sonuçlar elde edebileceği sonucuna vardı.
Genç Kadınlar İçin de Umut Verici Bulgular
Hollanda'da hâlihazırda meme kanseri tedavisinde genetik testlerden yararlanılıyor. Özellikle MammaPrint ve Oncotype DX testleri, tedavi planlamasında yaygın olarak kullanılıyor ve 2023 yılından bu yana sağlık sigortası kapsamında karşılanıyor.
Araştırmanın dikkat çeken yönlerinden biri ise Prosigna testinin 40-50 yaş aralığındaki kadınlarda da etkili sonuç verdiğinin gösterilmesi oldu.
Amsterdam'daki Antoni van Leeuwenhoek bünyesinde görev yapan onkolog Gabe Sonke, mevcut genetik testlerin çoğunlukla 50 yaş üzerindeki kadınlarda kullanıldığını belirterek yeni bulguların daha genç hastalar için önemli bir gelişme olduğunu söyledi.
Kemoterapinin Yan Etkileri Nedeniyle Önem Taşıyor
Uzmanlar, kemoterapinin saç dökülmesi, mide bulantısı, hafıza sorunları ve uzun süreli yorgunluk gibi ciddi yan etkilere yol açabildiğine dikkat çekiyor.
Araştırmada kullanılan bazı hastaların ise yumurtalıkların hormon üretimini baskılayan ilaçlar kullandığı belirtildi. Bu ilaçlar erken menopoz belirtilerine neden olabiliyor ve bazı hastalarda yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor.
Bu nedenle uzmanlar, tedavi seçeneklerinin her hasta için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
"Kişiselleştirilmiş Tedaviye Önemli Katkı"
Gabe Sonke, günümüzde bazı hastaların ihtiyacı olmadığı halde kemoterapi aldığını belirterek, bu tür testlerin hangi hastaların gerçekten kemoterapiden fayda göreceğini belirlemede önemli rol oynadığını ifade etti.
Meme cerrahı Caroline Drukker ise mevcut genetik testlerin gereksiz kemoterapi uygulamalarını zaten azalttığını, ancak yeni testin özellikle genç kadınlarda da etkili olması nedeniyle bu oranı daha da düşürebileceğini söyledi.
Hollanda'da En Yaygın Kanser Türü
Integraal Kankercentrum Nederland verilerine göre Hollanda'da her yıl 17 bin 500'den fazla kişiye meme kanseri teşhisi konuluyor.
Meme kanseri, kadınlar arasında ülkedeki en yaygın kanser türü olmayı sürdürüyor. Uzmanlar, yeni genetik testlerin yaygınlaşması halinde daha fazla hastanın gereksiz tedavilerden korunabileceğini ve tedavilerin daha kişiselleştirilmiş şekilde planlanabileceğini belirtiyor.

4 gün önce
38













Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·