Suça Müjdelendik

1 hafta önce 3

 

Bu ülkede cezaevi edebiyatı güçlüdür.
Boşuna değildir.

Cezaevine şair girip romancı çıkanlar vardır. Orhan Kemal bunun en bilinen örneğidir. Şiirler, romanlar, mektuplar, türküler… Efkârın, hüznün, özlemin en içli hali oralarda yoğrulur. Mapus damlarında yakılan türküler, yalnız bireyin değil, bir toplumun iç çekişidir.

 

Bugünün insanı da başka türden hapishaneler inşa ediyor kendine: beton siteler, borçlar, güvencesizlik, yalnızlık… Ama bu yazının konusu mecazi hapisaneler değil; gerçek olanlar.

 

Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı son veriler çarpıcı:
Türkiye’de bugün 433 bin kişi cezaevinde. Bu, cumhuriyet tarihinin en yüksek sayısı.
2012’de bu rakam 136 bin,
2002’de ise yalnızca 50 bin civarındaydı.

 

Yirmi küsur yılda tablo net: Cezaevleri doluyor.

 

İçeridekilerin yaklaşık %25’i hırsızlık, %13’ü uyuşturucu suçundan.
Sadece 2023–2025 arasında %30’luk bir artış var.

 

Bu veriler yetmezmiş gibi, dolaylı ama bir o kadar anlamlı başka bir istatistik daha var:
Geçen yıl 374 bin boşanma gerçekleşti.
Bu da cumhuriyet tarihinin olumsuz rekorlarından biri.

 

Şimdi durup sormak gerekiyor:
Bu ülke neyi kaybediyor?

 

Suçu ve suçluyu tek başına ele alıp yargılamak kolaydır. Zor olan, suçu doğuran zemini sorgulamaktır. Çünkü suçu yalnızca bireysel bir ahlak sorunu olarak görmek, gerçeği gizler. Suç, çoğu zaman toplumsal bir çürümenin sonucudur.

 

Toplumlarda suç oranı neden artar?
Yanıt basittir ama rahatsız edicidir: Adaletsizlik.

 

Gelir dağılımında adalet bozulduğunda,
fırsat eşitliği ortadan kalktığında,
hukuk terazisi keyfî sallanmaya başladığında
toplum çözülür.

 

Bu çözülmenin kaçınılmaz sonucu suçtur.

 

Suç ve suçlu bireysel değildir; toplumsaldır.
Toplumu düzeltmeden suçla mücadele edemezsiniz. Daha çok cezaevi yaparak, daha uzun cezalarla, daha sert söylemlerle ancak hapishaneleri doldurursunuz; adaleti değil.

 

Siyaset kurumu yalnızca yönetme sanatı değildir; aynı zamanda toplum mühendisliğidir. Toplumun gittiği yön, yönetenlerin tercihleriyle şekillenir. Eğer ortaya çıkan sonuçlar öngörülmüşse, hedef tutturulmuştur. Eğer öngörülmemişse, ortada bir başarısızlık vardır.

 

Bugün gelinen noktaya bakarak şu soruyu sormak kaçınılmaz:
Bu tablo öngörüldü mü?

 

İktidar 2025 yılını “Aile Yılı” ilan etti.
Ama aynı anda cezaevleri dolup taşıyor, boşanmalar rekor kırıyor, gençler umutsuz, yoksulluk yayılıyor.

 

Aileyi ayakta tutan şey nutuklar değil; adalettir.
Toplumu bir arada tutan şey baskı değil; hukuktur.
Suçu azaltan şey korku değil; eşitliktir.

 

Maphushanede incir ağacı büyür mü bilinmez…
Ama adaletin olmadığı yerde ne aile yeşerir,
ne toplum,
ne de umut.

 

Ve unutmayalım:
Bir ülkenin cezaevleri doluyorsa,
orada yalnızca suçlular değil,
bir sistem de hüküm giymiştir.

The post Suça Müjdelendik first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku