ROTTERDAM – Anadolu’nun yüzyıllardır sözle, sazla ve türküyle yaşayan ozanlık geleneği, pazar günü Rotterdam’da yeniden hayat buldu.
Aylar süren titiz hazırlığın ardından Harmonius Koor, yazar Hacı Mehmet Duranoğlu’nun kaleme aldığı “Aşkın Ozanları” müzikalini LantarenVenster sahnesinde sanatseverlerle buluşturdu.

Günler öncesinden tükenen biletler, gösterinin daha başlamadan büyük ilgi gördüğünü ortaya koyarken salonu dolduran izleyiciler yalnızca bir müzikal izlemekle kalmadı; halk şiirinin, türkünün ve Anadolu irfanının izinde yüzyılları aşan bir kültür yolculuğuna tanıklık etti.
Aylar süren hazırlık sürecinin emeği ise Şef Nilsu Us’un yönetiminde Harmonius Koor’un başarılı yorumuyla sahneye taşındı. Koro, güçlü performansıyla müzikalin anlatımına önemli bir derinlik kattı.

Şef Nilsu Us yönetimindeki Harmonius Koor ile tiyatro sanatçıları Serhat Özcan, Zafer Altun, Fulden Obiz ve Özlem Özkoşar, türkü, şiir ve tiyatroyu aynı potada buluşturan güçlü bir sahne dili inşa etti.
Rotterdam Başkonsolosluğu’nu temsilen Büşra Uğuz ile Hollanda’daki Türk toplumunun çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisinin de izlediği etkinlik, sanatın farklı kesimleri ortak bir kültürel hafızada buluşturabileceğini bir kez daha ortaya koydu.

Perde, tek bir soruyla açıldı:
“Aşk nedir?”
Bu soru yalnızca gösterinin başlangıcı değil, bütün anlatının omurgasıydı. Her ozanın dizelerinde, her türkünün ezgisinde yeniden karşılığını buldu. Aşk; kimi zaman sevgiliye duyulan özlem, kimi zaman insan sevgisi, kimi zaman da hakikate ulaşmanın yolu olarak yorumlandı.
Sahneye sırasıyla Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Yunus Emre ve Âşık Veysel çıktı. Oyuncular yalnızca bu büyük ozanları canlandırmadı; onların dünyalarını, düşüncelerini ve çağları aşan seslerini bugünün seyircisiyle buluşturdu.

Gösterinin en dikkat çekici yönlerinden biri, tiyatro ile koronun kurduğu kusursuz uyumdu. Şef Nilsu Us, adeta tarihin ayracıydı; bir ozanın sözünü kapatırken diğerinin türküsünü açıyor, yüzyıllar arasında sessiz ama güçlü bir köprü kuruyordu.
Oyuncular sahnede hikâyeyi anlatırken Harmonius Koor, söylediği türkülerle bu anlatıya nefes verdi. Böylece müzikal, yalnızca izlenen bir sahne gösterisi olmaktan çıktı; duyulan, hissedilen ve hafızada yer eden bir anlatıya dönüştü.

Yunus Emre’nin “Gel gör beni aşk neyledi” dizeleri salonda yankılanırken sahneye çıkan semazen, gösterinin en etkileyici anlarından birini yaşattı.
Koronun çok sesli yorumu ile semazenin ağır ve dingin dönüşü birleşince zaman sanki kısa bir süreliğine durdu; salon, müziğin ve tasavvufun ortak dilinde buluştu.
Karacaoğlan’ın Elif üzerine kurulan sahne ise gösterinin en zarif bölümlerinden biri olarak hafızalara kazındı. Sözün sadeliği ile sahnelemenin inceliği birleşince salonda derin bir sessizlik hâkim oldu. O sessizlik, kimi zaman en uzun alkıştan daha güçlü bir karşılıktı.

Gösterinin görsel dili de anlatının ruhunu tamamlayan önemli unsurlardan biriydi. Sahne dekoru, ozanlık geleneğinin yalınlığını ve Anadolu’nun kültürel atmosferini yansıtan özgün bir anlayışla hazırlanmıştı. Her ayrıntı, anlatılan hikâyeye hizmet ediyor; dekor gösterişten uzak durarak sahnedeki anlatının etkisini güçlendiriyordu. Harmonius Koor için hazırlanan kostümler ise dönemin ruhunu yansıtan titiz bir çalışmanın ürünüydü. Dekor, kostüm, müzik ve tiyatro aynı estetik anlayış içinde birleşerek izleyiciye bütünlüklü bir sahne deneyimi sundu.
“Aşkın Ozanları”, yalnızca türkülerin peş peşe seslendirildiği bir müzikal değildi. Anadolu’nun binlerce yıllık ozanlık ve âşıklık geleneğini, halk şiirini ve sözlü kültürünü çağdaş bir sahne diliyle yeniden yorumlayan kapsamlı bir kültür projesiydi. Ozanlar önce kendi gönülleriyle söyleşti, sonra birbirleriyle… En sonunda da sözlerini seyirciye emanet ettiler; sevdayı bir kuşun kanadına yükleyip salona bıraktılar.

Gösteri sona erdiğinde dakikalarca süren alkışlar, aylar süren emeğin en güçlü karşılığıydı. Seyirciler LantarenVenster’den ayrılırken yalnızca başarılı bir müzikal izlemiş olmanın değil; Anadolu’nun şiirle, türküyle ve aşkla yoğrulmuş kültürel mirasıyla yeniden buluşmuş olmanın duygusunu da yanlarında taşıdı.
Belki de gösterinin en anlamlı cümlesi, perde açılırken sorulan ilk soruda gizliydi:
“Aşk nedir?”
O gün Rotterdam’da bu sorunun tek bir cevabı yoktu. Cevap bazen Pir Sultan’ın direncinde, bazen Karacaoğlan’ın sevdasında, bazen Yunus’un teslimiyetinde, bazen de Âşık Veysel’in sazında yankılandı.

Gösteri sona erdiğinde salondan ayrılan herkesin yüreğinde aynı duygu vardı: Sevda, bir kez daha bir kuşun kanadına tutunmuş, Rotterdam semalarında türkülerle yoluna devam ediyordu.
Kenan Özyiğit
The post Sevda Kuşun Kanadında: Rotterdam’da Ozanların İzinde Bir Gün first appeared on Hollanda Haberleri.

1 saat önce
9










Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·