Bu kelimeyi, “Muhalefet” yerine bilhassa “Muâlefet” olarak kullandım çünkü ikisi arasında belirgin bir fark var.
Muâlefet, bir toplumun gelişmişlik seviyesini, tartışma kültürünü ve bizim bilinen Hollanda’daki Polder Modeli’ni ifade eder.
Bu Muâlefet modeli, iktidarların yöneticilerin yanlış uygulamalarına kanunların sınırı içinde “dur” diyebilen, toplumun en büyük otokontrol mekanizmasıdır.
Polder Modeli, 1980’lerdeki ekonomik kriz sonrası Hollanda’da işçi sendikaları, işverenler ve hükümet arasında yapılan Wassenaar Anlaşması’na (1982) dayanır.
Bu model, ücretlerin artırılması yerine istihdamın korunmasını önceliklendirmiş ve Hollanda’nın “ mucize” si olarak anılan ekonomik toparlanmayı sağlamıştır.
Yani toplumun gerçek gücü, sadece askeri veya ekonomik kapasiteden değil; aynı zamanda içindeki dinamikler arasındaki olgunluktan, farklı düşünceye saygıdan ve bu farklılıklara fırsat veren bir toplumsal olgunluktan gelir.
Tabii bir de diasporadaki biz Türklerin bu kültür içinde yasa sakta büyük bölümümüzün ne bu kültürden haberi var nede onu benimseme önceliği var.
Sebebi açık. Büyük birçoğumuz maalesef ömrümüzün çoğunu burada geçirse de, hâlâ kafamız, düşüncelerimiz, hayallerimiz Türkiye’de. Burada sadece fiziksel olarak bulunma ve buranın imkânlarından faydalanmak dışında burada değiliz.
İzlediğimiz ekranlar, takip ettiğimiz sosyal medya hesapları, okuduğumuz (gazete, haber demiyorum, o zaten hiç yok diyecek kadar az) bizi burada bile Türkiye’deki iktidarıyla, muhalefetiyle, muhalifliğiyle bir çatışma kültürüne, kutuplaşmaya yönlendiriyor.
Bu yaklaşım ve davranış biçimi, neredeyse her şeye karşı durmak, sürekli itiraz etmek, çatışmak, karşısındaki ne yaparsa yapsın onu haksız görmek, maalesef bazen de düşman vari bir yaklaşım hallerini geliyor.
Türkiye’de özellikle 1960 sonrası darbeler, 1980 askeri müdahalesi ve 2000’lerdeki siyasi kutuplaşma, uzlaşı kültürünün gelişmesini engellemiştir.
2017 Anayasa değişikliği ile geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet (Tek adam) Sistemi’nde denge ve denetleme mekanizmalarının zayıflaması, muhalefetin sistem karşısındaki konumunu daha da kırılgan hale getirmiştir.
Yani anlayacağınız Türkiye deyince işler o kadar siyah beyaz gibi net değil; ne beyaz beyazdır ne siyah siyah.
Ancak bu karmaşanın içinde, yüz yıllık Cumhuriyet’in kazanımları ve demokrasi geçmişimiz vardır.
Ne var ki, Hollanda’daki Polder Modeli gibi bir uzlaşma kültürü oluşturamadığımız gerçeği de apaçık ortada.
Elimizdeki demokrasiye ve Cumhuriyet’e bilerek ya da farkında olmadan iyi yaptığını sanarak ciddi hasarlar veren bir “muhalefet” yaklaşımı maalesef söz konusu.
Türkiye’de 1994, 2001 ve 2018-2023 arasındaki kur krizleri, enflasyonist baskılar ve yapısal dönüşüm eksikliği, yapısal reformular, uzlaşı ekonomisinin gelişmesini ciddi engellemiştir.
Oysa Hollanda’da sosyal taraflar arasındaki diyalog, örneğin 2013’te emeklilik sisteminde yapılan reformda olduğu gibi, krizleri yönetilebilir kılmıştır.
Konumuz olan toplumsal Muâlefetin gücüne son günlerde herkesi yakından ilgilendiren AOW Yaşının kademeli yükseltilmesi ve bu konuda toplumsal Muâlefetin Hollanda’daki belirgin başarısını anlatmak isterim.
Genel Yaşlılık Yasası (De Algemene Ouderdomswet AOW) çıkmazı 2026 başında göreve gelen yeni azınlık hükümeti (Başbakan Rob Jetten liderliğinde), 2019 yılında varılan önemli bir uzlaşıyı bozan bir plan açıkladı.
Plana göre mevcut sistemde, yaşam beklentisindeki her bir yıllık artış AOW yaşına 8 ay olarak yansırken, hükümet bunu 12 ay (1 yıl) yapmak istiyordu, yani hızlı emeklilik yaşın yükseltilmesi.
Bu durumun etkisi, genç nesillerin emeklilik yaşının potansiyel olarak 71 yaşına kadar çıkabileceği anlamına geliyordu.
AOW, 1957’de yürürlüğe girmiş olup dünyanın en eski modern yaşlılık sigortalarından biridir. 2012’den itibaren yaşam beklentisine endekslenmiş, 2021’de 66 yıl 4 ay, 2024’te 67 yıl olmuştur.
Toplumsal Muâlefet, başta sendikalar (FNV, CNV) ve işveren örgütleri siyasi partiler olmak üzere geniş çevrelerden büyük tepki koyarak dur dedi.
Ayrıca Sosyal ve Ekonomik Konsey (SER) Başkanı Kim Putters da bu planı eleştirerek, emeklilik politikasında istikrarın şart olduğunu vurguladı.
Siyasi partilerin çoğunluğu muhalefette birkaç parti de bunun yapılamayacağını dile getirince hükümet öneriyi geri çekmek zorunda kaldı ve toplumsal (Polder model) kabulle bir yasa önerisiyle uzlaşma yoluna gidildi.
Anlayacağın yoğun baskılar sonucunda Sosyal İşler Bakanı Vijlbrief, planı geri çekti.
Bu geri çekilme, Hollanda’da Polder Modeli’nin (Muâlefet) işlediğinin en güncel örneğidir.
Hükümet daha sonra kademeli bir geçiş önerdi yaşam beklentisindeki artışın sadece 9-10 ay olarak yansıtılması, 67 yaşın 2030 öncesinde aşılmaması ve düşük gelirli gruplar için erken emeklilik imkânı tanınması konusunda uzlaşı sağlandi.
Bu durum, toplumsal muhalefetin (muâlefetin) salt bir engelleme değil, yapıcı bir müzakere gücü olduğunu göstermektedir.
Türkiye’de toplumsal muhalefet, Hollanda’daki gibi erken uyarı ve müzakere mekanizması olarak işlemek yerine, daha çok ‘engellenen, fırsat bulursa bu günlerde olduğu gibi boğulmak istenen, bir öcü gibi görülen denetim mekanizması’ olarak kalmaktadır
Mesela muhalefetin toplum yararına sunduğu önerileri bile anlaşılmayan mantığın kabul edemeyeceği bir izahlarla reddetmektedir.
Kartal Kaya Otel yangını, savaş tehdidi veya ekonomik kriz gibi hayati konularda bile öneriler, teknik çözüm odak akıl olmaktan çok siyasi bloklaşmalar ve kutuplaşma nedeniyle reddedilmiştir.
Sonuç olarak biz diasporadaki Türkler, ömrümüzün çoğunluğunu polder modeli uygulayan bir ülkede geçirmiş olsak da hâlâ bu kültürü benimseyebilmiş olmayız.
Kafamızın içi hiç burada olmamıştır. Onun içindir ki Türkiye’deki durumu bire bir burada kendi aramızda yaşıyor ve burayla ilgili konularda hiçbir fikrimiz yok.
Az da olsa buradaki kültürü alanların yüreğinde Türkiye ve oradaki insanımızı düşünenlerin tavsiyesi olarak şöyle bir yaklaşımımız var.
Türkiye’de yüzyıllık Cumhuriyet’in Anayasası’na sadık kalınmalı ve meclis daha etkili hale getirilerek demokrasinin, anayasanın yazdığı gibi kuvvetler ayrılığı (yasama, yürütme, yargı) ve yargının bağımsızlığı ilkesine herkes tarafından kayıtsız şartsız saygı gösterilmeli, bu ilkelere uyulmalıdır.
Türkiye’nin toplumsal gücünü artırması, öncelikle Meclis içi uzlaşı ve birbirine saygılı olma kültürünün yeniden inşasına Polder Modeli’nin özünde olduğu gibi devlet sivil toplum diyaloğunun kurumsallaşmasına bağlıdır.
Aksi takdirde, bugüne kadar demokrasi adına yediğimiz sayısız fırın ekmek boşa gitmiş olacak ve sonrasında ne fırın nede ekmek bile bulamayacağız.
Sağlıklı, demokrat ve müzakereci polder içinde kalın
Mustafa Özcan
mozcanraad@gmail.com
The post Muâlefetin Gücü first appeared on Hollanda Haberleri.

57 dakika önce
8














Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·