Günaydın. Güneşin yüzünüze aydın ve sımsıcak yansıdığı, bu günlerdeki tüm karanlıklara rağmen umutların filizlenip yarınların daha güzel daha aydın olacağını fısıldadığı bir güneşli ve aydın gün olsun… Günaydın olsun…
Bu hafta o benim tozlu kitaplığımdan George Orwell’in Hayvanlar Çiftliği kitabını çıkardım. Orwell, 1943–1944 yılları gibi haksızlıkların, hukuksuzlukların yaşandığı ve Hitler gibi liderlerin yükseldiği bir dönemde, tüm risklere rağmen bu kitabı kaleme almış ve İkinci Dünya Savaşı bitince, 1945’te yayımlamıştır.
Bugüne bile geçerliliği olan bu eseri, ayna tutarak eleştirel bir bakışla kendi bakış açımla sizlerle paylaşmak isterim.
Orwell’in bu eseri, yalnızca Sovyet Rusya’nın değil, her türlü otoriterleşme eğiliminin aynasıdır. Kitapta “Yedi Emir”in nasıl sessizce değiştirildiğini okurken, bugünün dünyasında da benzer dinamiklerin günümüzde farklı kılıklarda yaşadığını görmekteyiz.
Bu yazıda, yedi emri tek tek ele alarak her birinin günümüzde hangi ülke ve liderlerde karşılık bulduğunu harmanlamaya çalışacağım. Tabii ki bu yazım hiçbir ülkeyi, partiyi, hareketi ya da kişiyi hedef almadan yazacağım; malum, başımıza hukuk tanımayan onca vaka varken temkinli olmakta yarar var.
Bu yazıyı kaleme almam, acaba kayıtsız şartsız bu haksızlıkları savunan, vicdanının sesini unutmuş bir kişinin vicdanına adalet inancını uyandırır mıyım diye yazıyorum. Bir de genel iktidar dinamiklerini edebî bir perspektifle düşünmeye ve değerlendirmeye davet amaçlıdır.
Eşitlik mi, yoksa eşitlik söylemi mi?
Kitabın o meşhur yedi emri sanki günümüzde de hayat buluyor. Bulmaması da mümkün değil; liderler değişse de inansan aynı insan, makam mevkiyi, gücü uzun süre alınca, olmamışlığın da verdiği hamlıkla güç zehirlenmesine yakalanıyor; o koltuk makamdan ayrılmamak için her şeyi, her haksızlığı yapmayı kendine hak görüyor. Bu sebepten bu kitap günümüzde de geçerliliğini ve yazıldığı gerçekleri ilk gün gibi koruyor.
Gelelim o meşhur yedi emire.
- “İki Ayaklı Olan Her Şey Düşmandır, Bazıları Daha Eşittir”
Orijinal birinci emir, düşmanı net biçimde tanımlar: insan. Ancak domuzlar zamanla insanlarla ticaret yapmaya, içki içmeye ve yatakta uyumaya başlayınca emir sessizce değiştirilir. Bugün de “düşman” kategorisi iktidarın ihtiyacına göre yeniden tanımlanır; muhalifler, gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum… “Hain” ilan edilen herkes bir anda “düşman” oluverir. Snowball’un Jones’un ajanı ilan edilmesi gibi bugün de iktidara eleştiri yöneltenler “dış güçlerin maşası” olarak damgalanır. Mesela günümüzde bazı siyasilerin sıklıkla başvurduğu gibi toplumsal sorunlarda protestocular ve muhalif siyasiler “dış destekli” ilan ediliveriyor. Rusya’da Navalny’nin “Batı’nın adamı” olarak sunulması, bu dinamiklerin yakın örnekleridir; bu örnekleri maalesef bizim yakın coğrafyamızda da çoğaltabiliriz.
- “Dört Ayaklı veya Kanatlı Olan Her Şey Dosttur” → “Biz ve Onlar”
İkinci emir, dostluk sınırını çizer. Ancak pratikte domuzlar ile koyunlar arasındaki ilişki hiçbir zaman eşit olmaz. Bugün de iktidarlar “biz” kategorisini kendi tabanlarıyla sınırlar; geri kalan herkes potansiyel “onlar”dır. Macaristan’da Orbán’ın “Hristiyan Avrupa” söylemi, Hindistan’da Modi’nin Hindu milliyetçiliği, kutuplaştırıcı bir “biz-onlar” dinamiği üzerinden iktidarını pekiştirir. Squealer’ın koyunlara sürekli “Napoleon her zaman haklıdır” dedirtmesi gibi günümüzde de iktidar yanlısı medya, troller ve sosyal medya algoritmaları, sorgulamayan bir kitle üretir. Ve bu eylemleri günümüzde sıkça görmekteyiz.
- “Hiçbir Hayvan Giysi Giymeyecek” → Kılık Değiştiren İktidar
Üçüncü emir, devrimci sadeliği simgeler. Domuzlar ise sonunda Jones’un kıyafetlerini giyer. Bugün de iktidarlar “halktan biri” imajını korurken aynı anda lüks ve ayrıcalık içinde yaşar. Rusya’da Putin’in “halkın adamı” imajıyla saraylarda yaşaması; az gelişmiş bazı ülkelerde “dava adamı” söylemiyle lüks içinde yüzen, üçer beşer maaşlar alan yöneticiler ve siyasetçiler, bu çelişkinin çarpıcı örnekleridir. İktidar, hangi kılığa bürünürse bürünsün, özünde ayrıcalığını ve kutuplaşmayı korur ve utanma duygusunu kaybetmişçesine devam eder.
- “Hiçbir Hayvan Yatakta Uyumayacak” → Konfordan Ayrıcalığa
Dördüncü emir, devrimci yaşam biçimini tanımlar. Ancak domuzlar kısa sürede yataklarda uyumaya başlar; Squealer bu değişikliği “beyin işçileri dinlenmeli” diye açıklar. Bugün de siyasi elitler, “yorgun lider” anlatısıyla ayrıcalıklı yaşamlarını meşrulaştırır. Malezya’da Mahathir’in uzun iktidarı boyunca ailesinin servet birikimi, Mısır’da Sisi’nin askeri-elit ayrıcalıkları, “liderlik yükü” söylemiyle örtülür.
- “Hiçbir Hayvan Aşırı İçki İçmeyecek” → Yozlaşmanın Sembolü
Beşinci emir, ölçülülüğü emreder. Domuzlar ise viski üretip içmeye başlar, hatta bunu satarak zenginleşir. Bugün de iktidar çevrelerinin yolsuzlukları, “içki” metaforunun ötesinde bir yozlaşma ağını gösterir. Brezilya’da Lava Jato operasyonu, Güney Afrika’da Zuma dönemi yolsuzlukları, domuzların viski fıçılarının modern versiyonlarıdır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bazen kanunlar özgür düşüncenin önünde set olur; lideri koruyacağım dürtüsüyle ona haksızlık ederek, onun ayakları üstünde durmasını, doğruyu görmesini, kendine gelmesini engeller. Hukukun üstünlüğünü kendini hukuk üstü görmesine sebep olduğu için onu eleştirmeyi suç sayarak doğruyu görmesine engel olur, özgür düşünceyi susturur; susmayanlar için hapis cezası yolu açılır. İktidar, kendi yarattığı yasaları ilk önce kendisi çiğner.
Bu bölümü yazarken içim çok acıdı çünkü insanı yaşat ki devlet yaşasın; devlet de yasalarıyla yaşar her ikisi de kangren olmuş gibi yasamak için çırpınıyor.
- “Hiçbir Hayvan Başka Bir Hayvanı Öldürmeyecek” → Şiddetin Meşrulaşması
Altıncı emir, en temel ahlaki ilkedir. Ancak Napoleon, “hainleri” itiraf ettirip köpeklerine parçalatır. Bugün de iktidarlar, “terörle mücadele” veya “istikrar” adı altında şiddeti meşrulaştırır. Suriye’de Esad rejiminin kendi halkına yönelik katliamları, Myanmar’da askeri cuntanın Rohingya soykırımı, “düşman” ilan edilenlere yönelik şiddetin örnekleridir.
Ne berbat bir durum; dün “tu kaka” dediklerine bugün methiyeler düzerler, o “kaka”ya itibar kazandırmak isterler.
- “Bütün Hayvanlar Eşittir” → “Bazı Hayvanlar Daha Eşittir”
Yedinci emir, tüm devrimci ideallerin özetidir. Ancak domuzlar onu sonunda “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir” şeklinde değiştirir. Bu değişiklik, yalnızca Sovyet Rusya’nın değil, her türlü otoriterleşme sürecinin özetidir. Rusya’da “egemen demokrasi” söylemi, az gelişmiş ya da bazı gelişmiş ülkelerde “milli irade” anlatısı, Macaristan’da “illiberal demokrasi” kavramı, hep aynı formülün varyasyonlarıdır: Eşitlik söylemi korunur, ama pratikte hiyerarşi derinleşir.
Benjamin: Sessizliğin Suç Ortaklığı
Bu yedi emrin değişimini en net gören karakter Benjamin’dir. Her şeyi okur, her şeyi anlar ama konuşmaz. “Eşekler uzun yaşar” der; sanki hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi. Benjamin, entelektüelin sessizliğini temsil eder: Gerçeği bilir, ama konforunu, güvenliğini veya umutsuzluğunu bahane ederek susar. “Bana dokunmayan bin yıl yaşasın” sözü gibi. Bugün de birçok akademisyen, gazeteci ve yazar, iktidarın yozlaşmasını görür ama “bulaşmamak” için susmayı seçer. Ya da onun yancısı olur; bir asalak gibi bile bile o kötülüklere ortak olur. Orwell, bu pasifliğin de suç ortaklığı olduğunu ima eder.
Toplumumuzda bilinen şu söz tam burada yerindedir:
Hakkı söylem ekten sakınan ise dilsiz şeytandır.
Boxer: Sadık Emeğin Trajedisi
Boxer ise “Daha çok çalışacağım” der ve sonunda mezbahaya gönderilir. Bugün de düşük ücretle, asgari ücretle uzun saatler çalışan işçiler ve emekliler; “vatan/millet/ezan/çan sesi için” fedakârlık söylemiyle sömürülen kitleler ve emeklilikte yoksulluğa itilen nesiller, Boxer’ın kaderini paylaşır. Boxer, emeğin iktidar tarafından nasıl tüketildiğinin en çarpıcı metaforudur.
Ve yazımın sonuna gelirken sonuç olarak bu güzel kitap, insan yöneticilere apaçık bir uyarı; yönetim şekline, sisteme ve davranışlara tam net bir aynadır.
Bu güzel öğretici kitap Hayvanlar Çiftliği bir suçlama değil, bir uyarıdır. “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir” cümlesi, hangi ideolojiyle gelirse gelsin, iktidarın kendini ayrıcalıklı kılma eğilimini özetler. Gelişmemiş ya da az gelişmiş ülkeler…
Tabii başımız belaya girmeden birkaç somut ülke örneği vermek gerekirse Rusya, Macaristan, Hindistan ya da başka herhangi bir yapı… Fark, yalnızca domuzların renginde ve Squealer’ın dilindedir.
Orwell’in asıl sorusu bugün de geçerli: “Eşitlik mi, yoksa eşitlik söylemi mi?”
Sağlıkla, eşitliğe inanarak, herkesi eşit olduğunu zorda olsa isteyerek eşit kalın.
Mustafa Özcan
The post Eşitlik mi, yoksa eşitlik söylemi mi? first appeared on Hollanda Haberleri.

4 gün önce
63











Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·