Bu unvanı Fatih Sultan Mehmed’e veren kişi, Bizanslı filozof Georgios Trapezuntios’tur.
Şöyle demiştir:
“Roma İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopolis’tir. Dolayısıyla siz Roma’nın meşru imparatorusunuz. Ve kim ki Romalıların imparatorudur, o aynı zamanda tüm dünyanın imparatorudur.”
Sultan, 29 Mayıs 1453 günü şehre girdi. Beyaz bir atın üzerinde, her tarafı ölülerle dolu caddelerden ilerledi.
Venedikli bir gözlemciye göre:
“Cesetler, bir kanal boyunca bata çıka denize doğru sürükleniyordu.”
Doğu Hristiyanlık âleminin ana kilisesi ve Patrik’in makamı olan Ayasofya’ya kadar at üzerinde geldi.
Atından indi, eğildi ve yerden aldığı bir avuç toprağı tevazu göstergesi olarak sarığının üzerine döktü.
Rumların “Tanrı’nın yeryüzündeki ihtişamının tahtı” olarak gördükleri mabedin içinde, bir Türk hükümdarı “Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed onun elçisidir” diyordu.
Üzerinde, “Konstantinopolis mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.” Hadis-i Şerifi’ne mazhar olmanın sevinci ve gururu vardı.
Hagia Sophia Katedrali artık Ayasofya Camii olmuştu.
Bizans hükümdarlarının altın mozaiklerinin altında:
“Osmanlı’nın tahtı burada sonsuza kadar sürsün.” diye dua ettiği rivayet edilir.
Elbette Fatih Sultan Mehmed’i anlatmak için ciltler dolusu kitap yazılabilir. Ben ise bir sayfaya sığabildiği kadarını aktarmaya çalışacağım.
Fatih Sultan Mehmed, 1453 yılından sonra kendisini Roma İmparatorluğu’nun varisi ve tek hükümdarı olarak görmüştür.
Kaynaklara göre, çevresindekilere iki yıl içinde Roma’ya ulaşacağına dair yeminler ediyordu. Ömrü daha uzun olsaydı bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bugün bile tartışıyor olurduk.
Fetih sonrasında şehre öncelikle Müslüman Türk nüfus yerleştirildi. Çünkü şehrin büyük çoğunluğu Hristiyan Rumlardan oluşuyordu.
Özellikle Bursa ve Konya çevresinden esnaf ve sanatkârlar getirildi. Gelmek istemeyenlerin bir kısmı ise zorunlu iskâna tabi tutuldu.
İslam hukukuna göre Hristiyanlar, cizye vergisi karşılığında devlet koruması altında yaşamaya devam ettiler.
Fatih, bununla da yetinmedi. İç çekişmeler nedeniyle etkisini kaybetmiş olan Patrikliği yeniden ihya ederek geniş imtiyazlar tanıdı ve yeni bir Patrik atanmasını sağladı.
İstanbul’a getirilen bir diğer topluluk Ermenilerdi. Kuyumculuk, inşaat ve ticaret alanlarında önemli bir bilgi birikimine sahiptiler.
Galata’da yaşayan Cenevizlilere de çeşitli ayrıcalıklar tanındı. Vergilerini ödemeleri şartıyla dinlerini, geleneklerini ve yaşam biçimlerini sürdürmelerine izin verildi.
Sultan’ın doktorlarından biri İtalya’dan gelen bir Musevi idi. Daha sonra Müslüman olarak Yakup Paşa adını aldı.
Fatih’in fiziki görünümü kaynaklarda; orta boylu, geniş alınlı, iri gözlü, sivri burunlu, kızılımsı sakallı, açık tenli ve gür sesli biri olarak anlatılır.
Ancak Fatih’i asıl özel kılan şey, askerî dehasından çok entelektüel seviyesidir.
Kur’an ve İncil tefsirlerini, İran şairlerini, papaların ve Fransa krallarının vakayinamelerini, Büyük İskender’in hayatını, Homeros’u, Herodotos’u ve Livius’u okumuştu.
Türkçenin yanı sıra Arapça, Farsça, Rumca, İtalyanca ve çeşitli Avrupa dillerine ilgi duyduğu bilinmektedir.
“Avni” mahlasıyla şiirler yazmıştır.
Hanedanın İslam’a duyduğu saygı mimariye de yansımıştır.
1459 yılında hocası Akşemseddin’in keşfettiğine inanılan Hz. Peygamber’in sahabesi Eyyûb el-Ensârî’nin kabri üzerine Eyüp Sultan Camii yaptırılmıştır.
Bugün bile İstanbul’un en önemli manevi merkezlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Fatih, kendi adına Fatih Camii’ni yaptırmış, ikametgâh olarak ise Topkapı Sarayı’nı inşa ettirmiştir.
Fatih Camii’nin yanında kurduğu külliye, dönemin önemli eğitim merkezlerinden biri olmuş ve bugünkü üniversite anlayışına benzer bir yapı oluşturmuştur.
Sultan, aynı zamanda Rönesans kültürüne ilgi duyan bir hükümdardı.
Venedikli ressam Gentile Bellini’yi İstanbul’a davet etmiş ve portresini yaptırmıştır. Bu, dönemi için oldukça dikkat çekici bir adımdı.
En ünlü Fatih portrelerinden biri bugün Londra’daki National Gallery koleksiyonunda yer almaktadır.
Fatih Sultan Mehmed’in eleştirilen yönleri de vardır.
Bazı tarihçiler, dönemin ticaret politikalarının Avrupa’nın yeni ticaret yolları aramasına ve dolaylı olarak Coğrafi Keşifler’in hız kazanmasına katkıda bulunduğunu savunur.
Bir diğer tartışmalı konu ise tahtın geleceğine ilişkin tercihleri olmuştur. Vefatından sonra oğulları Bayezid ve Cem Sultan arasında yaşanan mücadele, Osmanlı tarihinde önemli bir kırılma noktasıdır.
Ayrıca kardeş katlini meşrulaştıran kanunlar da tarihçiler arasında hâlâ tartışılmaktadır.
Çağ açıp çağ kapatan bu büyük hükümdar, tüm tartışmalara rağmen dünya tarihindeki yerini büyük harflerle yazdırmıştır.
Fatih Sultan Mehmed, 3 Mayıs 1481 tarihinde yeni bir sefere çıktığı sırada Gebze yakınlarında vefat etti. Ölüm sebebi konusunda hastalık ve zehirlenme iddiaları günümüzde de tartışılmaktadır.
Cenazesi, yaptırdığı Fatih Camii’nin haziresindeki türbesine defnedildi.
Vefatının ardından oğulları Bayezid ve Cem Sultan arasında taht mücadelesi başladı.
Ancak Osmanlı tarihinde Fatih Sultan Mehmed’in bıraktığı iz, sonraki padişahların çoğunun ulaşmakta zorlandığı bir seviyede kaldı.
Kanuni Sultan Süleyman’ın, maaşının Fatih’in vezirleri seviyesine çıkarılmasını isteyen Pargalı İbrahim Paşa’ya söylediği rivayet edilen söz bunu özetler:
“Sen kendini kimlerle kıyaslıyorsun Pargalı? Onlar İstanbul’u fethettiler.”
Rahmet olsun Fatih Sultan Mehmed’e ve onunla birlikte fethe katılan tüm askerlere.
Allah’a emanet olun.
Bayram Tan :::
The post Doğu Roma’nın İmparatoru first appeared on Hollanda Haberleri.

3 saat önce
17














Dutch (NL) ·
Turkish (TR) ·