Çocuğumuzun Üzülmesine Ne Kadar Dayanabiliyoruz?k

3 gün önce 95

 

Ebeveynliğin en zor taraflarından biri, çocuğumuzun üzgün olduğunu görmektir.

 

Bir isteği gerçekleşmediğinde, arkadaşlarıyla sorun yaşadığında, bir oyunu kaybettiğinde, okulda başarısız olduğunda ya da beklediği bir şey olmadığında onun yüzündeki hayal kırıklığı anne-baba için de kolay değildir.

 

İçimizden hemen bir şey yapmak gelir.

Sorunu çözmek, dikkatini başka yere çekmek, yerine başka bir şey koymak, eksik kalanı tamamlamak…

 

Çünkü çocuğumuzun iyi hissetmesini isteriz.

Fakat burada üzerinde düşünmeye değer önemli bir soru vardır:

 

Çocuğumuzun yaşadığı hayal kırıklığını mı azaltmaya çalışıyoruz, yoksa onun üzülmesini görmenin bizde yarattığı rahatsızlığı mı?

 

Bu ikisini ayırmak her zaman kolay değildir.

Bir çocuk üzgün olduğunda anne-babada da farklı duygular ortaya çıkabilir. Suçluluk, yetersizlik hissi, kaygı ya da “Onu mutsuz ettim” düşüncesi bunlardan bazılarıdır.

 

Bazen çocuk henüz yaşadığı duyguyla baş etmeye başlamadan yetişkin devreye girer.

“Üzülme.”

“Boş ver.”

“Ben sana yenisini alırım.”

“Tamam, bu seferlik olsun.”

“Sen yeter ki ağlama.”

Bu cümlelerin arkasında çoğu zaman kötü bir niyet yoktur.

 

Tam tersine, çocuğu koruma ve rahatlatma isteği vardır.

 

Ancak her rahatsız edici duyguyu hızla ortadan kaldırmaya çalıştığımızda, çocuğun o duyguyu yaşaması için gerekli alanı da ortadan kaldırabiliriz.

 

Oysa hayal kırıklığı çocukluğun kaçınılmaz bir parçasıdır.

 

Her oyunda kazanmak mümkün değildir. Her arkadaşlık istediğimiz gibi ilerlemez. Her sınavdan yüksek not alınmaz. Her istediğimiz anda gerçekleşmez.

 

Ve hayat boyunca herkes zaman zaman beklediğinden farklı sonuçlarla karşılaşır.

 

Bu nedenle bir çocuğun gelişiminde önemli olan yalnızca güzel duyguları yaşaması değildir. Üzüntü, hayal kırıklığı ve başarısızlık gibi duygularla ne yapacağını yavaş yavaş öğrenmesi de önemlidir.

 

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Çocuğu zor durumda bırakmakla, yaşadığı her zorluğu ortadan kaldırmamak aynı şey değildir.

 

Çocuğun yanında olmak, duygusunu anlamak ve desteklemek mümkündür. Fakat destek olmak, her zaman problemi onun adına çözmek anlamına gelmez.

 

Bazen çocuk ağlayabilir. Bazen kızabilir. Bazen “Bu hiç adil değil” diyebilir.

 

Ve bazen bizim yapmamız gereken ilk şey çözüm üretmek değil, o duygunun biraz orada kalmasına izin vermektir.

 

Bu, anne-baba açısından düşünüldüğünden daha zor olabilir.

 

Çünkü çocuğumuzun mutsuzluğu bazen kendi ebeveynliğimiz hakkında bir değerlendirmeye dönüşebilir.

 

“İyi bir anne olsaydım bu kadar üzülmezdi.”

“İyi bir baba olsaydım bunu çözebilirdim.”

“Benim imkânım varken neden onu mahrum bırakayım?”

Oysa bir çocuğun üzülmesi, ebeveynin başarısız olduğu anlamına gelmez.

 

Çocuğun bütün olumsuz duygularını ortadan kaldırmak da ebeveynliğin görevi değildir.

 

Belki de tam tersine, önemli görevlerden biri çocuğa şu deneyimi sunabilmektir:

 

“Bu duyguyu yaşayabilirsin ve ben yine de yanında olabilirim.”

 

Çünkü çocuk yalnızca sorunlarının çözüldüğü ilişkilerden öğrenmez. Bazen çözülmeyen bir durumun içinde yanında bir yetişkin olduğunu görmekten de öğrenir.

 

“Şu anda üzgünsün, seni anlıyorum.”

“Bunun senin için zor olduğunu görüyorum.”

“İstediğin olmadı ve buna kızman anlaşılır.”

Bu cümlelerin ardından her zaman bir çözüm gelmesi gerekmez.

 

Bazen anlaşılmış olmak yeterlidir. Bazen de çocuk kendi çözümünü bulmak için biraz zamana ihtiyaç duyar.

 

Burada anne-babanın kendine yöneltebileceği başka bir soru daha vardır:

 

Çocuğumun zor bir duygu yaşamasına ne kadar alan bırakabiliyorum?

 

Bu soru önemlidir.

Çünkü bazen farkında olmadan çocuğun duygusunu taşıma kapasitesinden önce kendi dayanma kapasitemiz devreye girer.

 

Çocuğun ağlamasına dayanamayız. Üzüntüsünü görmeye dayanamayız. Bize kızmasına dayanamayız.

 

Ve bu rahatsızlığı hızla sona erdirmek için onun istediğini gerçekleştirmek ya da problemi ortadan kaldırmak daha kolay gelebilir.

 

Fakat çocukların her zaman rahat bir dünyaya değil, zor duyguların da yaşanabildiği güvenli bir ilişkiye ihtiyacı vardır.

 

Hayal kırıklığı yaşamamak mümkün değildir.

Asıl gelişen beceri, hayal kırıklığının hiç yaşanmaması değil, onunla ne yapılacağını öğrenmektir.

 

Belki de ebeveynlikte kendimize zaman zaman şu soruyu sormalıyız:

 

“Çocuğumu bu duygudan korumaya mı çalışıyorum, yoksa bu duyguyu yaşayabileceği güvenli bir alan mı oluşturuyorum?”

 

Bu iki yaklaşım birbirine çok benzeyebilir. Ama çocuk açısından ortaya çıkardıkları deneyim aynı değildir.

 

Çünkü çocuklarımızı her zorluktan koruyamayız. Fakat yaşadıkları zorlukların içinde yalnız olmadıklarını hissettirebiliriz.

 

Ve bazen onları güçlendiren şey, hiç üzülmemeleri değil; üzüldüklerinde de bununla baş edebileceklerini öğrenmeleridir.

 

Kimya Çiftçi Dumlu

Psikoloji Yüksek Lisans Mezunu • Sosyolog • Aile Danışmanı

Çocuk Gelişimi • Aile ve Ebeveynlik Çalışmaları

 

The post Çocuğumuzun Üzülmesine Ne Kadar Dayanabiliyoruz?k first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku