Ayaktaki Ölü Deriler

5 gün önce 4

 

Ayaklarımız… Gün boyu bizi taşıyan, koşturan, bekleten ama çoğu zaman ancak canları yanınca hatırladığımız organlarımız. Onları çorapların içine hapsediyor, ayakkabıların dar kalıplarına sıkıştırıyor ve akşam eve geldiğimizde tek beklentimiz “oh be” dedirtmeleri oluyor.

 

Peki ya ayaktaki ölü deriler?

İşte tam da burada, görmezden gelmeyi alışkanlık haline getirdiğimiz küçük ama anlamlı bir ayrıntı duruyor.

Ayaktaki ölü deri, aslında bedenin bize gönderdiği sessiz bir mektup. Yoruldum, ihmal edildim ya da fazla yük aldım diyor olabilir. Topuklarda sertleşen, parmak aralarında biriken o katmanlar sadece estetik bir mesele değil; hayat temposunun ayaklarımızda bıraktığı izler.

 

Uzun mesailer, yanlış ayakkabılar, ihmal edilen bakım… Hepsi birer satır gibi yazılıyor derinin üzerine.

Toplum olarak da ayaklara karşı tuhaf bir mesafemiz var. Yüzümüze, saçımıza gösterdiğimiz özeni ayaklarımızdan esirgiyoruz. Oysa ayaktaki ölü deriyi törpülemek, kremlemek ya da bir süreliğine sıcak suya emanet etmek, sadece fiziksel bir bakım değil; kendine “seni fark ediyorum” deme biçimi. Küçük bir ritüel ama büyük bir mesaj.

 

Belki de ayaktaki ölü deriler bize şunu hatırlatıyor: Hayatın yükü en çok aşağıda birikiyor. Herkes başını dik tutmaya çalışırken, asıl yükü taşıyanlar sessiz kalıyor. Onlara kulak vermediğimizde sertleşiyor, çatlıyor ve sonunda acı veriyor. Tıpkı görmezden gelinen duygular gibi.

Bir köşe yazısında ayaklardan söz etmek tuhaf gelebilir. Ama bazen en sıradan görünen şeyler, en sahici gerçekleri anlatır. Ayaktaki ölü deriler, bize yavaşlamayı, durup bakım yapmayı ve kendimizi yalnızca vitrinli yerlerimizden ibaret sanmamayı öğütler. Çünkü insan, baştan ayağa bir bütündür; topuklar da hikâyenin önemli bir parçasıdır.

 

Güçlü kal, ayakların üstünde kal ve hoşça kal…..

 

 

Zeliha Arıkan

Güzellik Uzmanı

 

 

 

 

The post Ayaktaki Ölü Deriler first appeared on Hollanda Haberleri.

Makalenin tamamını oku